Okul Öncesi Dönemde Çocukların Gelişimsel Özelliklerini Etkileyen Farklı Anne-Baba tutumları

Okul Öncesi Dönemde Çocukların Gelişimsel Özelliklerini Etkileyen Farklı Anne-Baba tutumları


Ailenin çocuk üzerindeki etkileri daha çocuk anne karnındayken başlar. Ailenin çocuğun doğumuna karşı çok isteksiz olması ya da annenin bebeğin gelişine duygusal anlamda tepkilerinin yoğunluğu, kızgınlığı, fiziksel ve ruhsal yorgunluğu, umutsuzluğu gibi bilinçli ya da bilinçsiz düzeyde anne adayını etkiler. Gebe annenin sürekli böylesine kızgınlık, öfke, düş kırıklığı, huzursuzluk duyguları ile yüklüyse, aşırı biçimde huzursuz, korkulu ise, bu heyecanlar anne kanı ve hormonlar yolu ile bebeğe geçer. Böylece annenin duyguları ve tepkileri bebeği daha anne karnındayken etkilemeye başlamış olur. Anne-baba tutumlarının en belirgin iki özelliği “duygusal ilişki boyutu” ile “denetim boyutu”dur. “Duygusal ilişki” boyutu incelendiğinde, çocuğu merkeze alan kabul edici tutumdan, reddedici tutuma kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde farklılaştığı görülür. Aynı şekilde “denetim boyutu” da kısıtlayıcı tutumdan hoşgörülü tutuma kadar geniş bir alanı kapsar. Çocuk, sıcak bir etkileşim ortamında anne-babanın onayını alma konusunda isteklidir. Onun sevgisini kaybetmekten korkar. Bu nedenle de onu, sağlıklı bir etkileşim ortamında uygun olan davranış kalıpları doğrultusunda yönlendirilirken sert disiplin kurallarına başvurmaya gerek yoktur. Sevgi ile beslenme, çocuğun gereksinimlerine karşı duyarlı olmayla eş anlamda kullanılır.


Anne-baba sevgisi çocukta, güvenlik, düşük kaygı düzeyi ve yüksek benlik algısı yaratır. Sevgisiz ya da bedensel cezanın uygulandığı aile ortamındaysa yüksek kaygı düzeyi ve gerilim ön plandadır. Cezalandırıcı ailenin yarattığı yüksek gerginlik durumu, çocuğun toplumsallaşma oyununun kurallarını öğrenmesini zorlaştırabilir ya da engelleyebilir. Sıcak, sevgi dolu aile ortamlarındaki anne-babalar, ilgisiz ve sevgisiz anne babalara oranla çocuklarının davranışlarını, özellikle saldırgan davranışlarını denetlemelerine yardımcı olurlar. Saldırganlığı denetlemek için dayak gibi şiddet uygulama yöntemlerine başvuran anne babalarsa çocuğu hem kırıklığa uğratarak daha büyük öfke nöbetlerine yol açarlar hem de ona bir saldırganlık modeli göstermiş olurlar. Çocukların toplumsal ve zihinsel açıdan yetkin bireyler olmaları isteniyorsa bir ölçüde anne baba denetimi gereklidir. Unutulmamalıdır ki, toplumsallaştırmanın asıl amacı, dış öğeler tarafından yönetilmek yerine kendi kendine yönetimini sağlamaktır. Ana-babanın aşırı kısıtlayıcılığı kadar aşırı serbestliği de toplumsal gelişimi engeller. Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-baba tarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir.

Çocuğu erişkinden ayıran birçok özellik vardır: çocuğun kanıtlanabilir en güçlü tarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür.

Çocuk, Montessori'nin "Emici Zihin" diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar. Kültür, ülkü, duygu, davranış ve inançların "emilip" benimsenmesi, çocuğun doğumuyla altı yaşı arasındaki "emici zihin" döneminde gerçekleşir. Çocuğun benlik kavramı yetişkinlerin ona yönelttikleri tutumların bir yansımasıdır. Bu nedenle anne-babadan gelen itici tutumlar, çocuğun kendini değersiz bulmasıyla sonuçlanır. İstenen davranışları gösterdiğinde desteklenmeyen çocuk, onaylanan ve onaylanmayan davranışlarının ayrımını yapmakta zorluk çeker. Sonunda umudu keserek, ana-babasının onayını sağlama çabalarından vazgeçer.

Buna karşılık, istenen davranışları gösterdiğinde desteklenen çocuk, onaylanan davranışların hangileri olduğunu öğrenir.

Bu ortam, özgüvenli ve otonom (kendi kendini yöneten) bir çocuk yetiştirmenin ön koşuludur.


Çocuk yetiştirmede karşılaşılan ebeveyn tutumları şu şekilde gruplanabilir:

1). Baskıcı-Otoriter Tutum: Anne-baba tutumu konusu ele alındığında, anne babanın çocuğa gösterdiği sevgi kadar, çocuğun davranışlarına uyguladıkları denetim ve disiplinin niteliğini de göz önüne almak önem kazanmaktadır. Otoriter ana babalık etme, çocuklarla tartışmadan, anlaşmadan, bir anlamda pazarlık etmeden, onların istediklerini hiçbir şekilde kabul etmeksizin ana babalar tarafından kararlaştırılan kural ve emirlerin çok sıkı uygulanmasıdır.  Bazı ana-babalar çocuklarından yaş ve kapasitelerinin üstünde beklentilerde bulunmaktadır. Bu maskelenmemiş red olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu tutum içinde olan anne-babalar çocuklarından kusursuz olmalarını beklemekte, okul hayatında üstün başarı beklentisinde bulunmaktadır. Bu tür çocuklar, belirli bir başarı düzeyine sahip olsalar da anne-babaların beklentisi bunun çok üstünde olduğundan, beklenen davranışları gerçekleştirmemekle ve sonuçta kendilerine olan güveni azalmakta ve kendi gözlerinde değersizleşmekte, girişim ve çaba güçlerini yitirmektedirler.


“Otoriter” aileler, genel nitelikleri yönünden; 
a).Çocukların mutlak itaat etmesini, istek ve emirlerini tartışmasız yerine getirmesini beklerler 
b).Çocukları ile olan ilişkilerinde candan, samimi davranmak istemezler, sorunları çocukların gözü ile değil, kendi değer yargıları açısından değerlendirme eğilimi gösterirler, çocukları ile ilişkilerinde mesafe olsun isterler. 
c).Çocukları hakkında alınacak kararları çocuğa çok fazla söz hakkı tanımadan kendileri alırlar. 
Çocukların ihtiyaçlarını, beğenilerini dikkate almazlar, çocuklarına serbestçe tercih hakkı tanımazlar, kararları kendileri verirler. Otoriter anne babalar, çocuğa sert, soğuk ve kesin bir tavırla yaklaşırlar.

Çocuğa karşı hissettikleri sevgilerini, çocuk kendilerinin istediği gibi davrandığı zaman gösterirler.

2). Gevşek Tutum (Çocuk Merkezli Tutum) : İhmalkâr ve aşırı hoşgörülü olmak üzere iki farklı boyutu içerir:


İhmalkâr Tutum: İhmalkâr ebeveyn çocuğun yaşamıyla ilgili değildir. Bu ana babalar için kendi sosyal yaşamları, çocuklarından daha önemlidir. Böyle bir ortamda sosyal yönü zayıf, özellikle benlik kontrolü düşük, bağımsızlığı kolayca elde edemeyen çocuklar yetişir. Bu çocuklar, ana babalarının kendileriyle ilgilenmesine büyük gereksinim duyarlar. İlgisiz kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine neden olabilir.


Aşırı Hoşgörülü Tutum: Bu yaklaşım içerisinde olanlar, çocuklarının karşısında tersi olan, onların ısrarlı isteklerini yerine getiren, onları şımartan, onlara fazlasıyla özgürlük tanıyan, kolaylıkla boyun eğen, yumuşak başlı ve tutarsız davranan, çok aşırı boyutlarda çocuklarını ihmal eden ve terk edebilen ana-babalardır. Görünürde çocuğuyla çok ilgili olan bu ana-babalar, çocukları üzerinde çok başarısız bir kontrol sergilemekte ve az sayıda talepte bulunmaktadır.
Aynı evde hem çok hoşgörülü, hem de çok sert tutumların uygulanması ise, büsbütün karmaşalarla devam eder. İlgisiz, lakayt, ihmal eden ana babalar da çocukta çok farklı problemlere yol açar. Agresyon, kendine saygı ve kendine denetim azlığı, bozuk aile ilişkileri gibi… Saldırgan ya da suçlu çocukların aileleri konusunda yapılmış araştırmalar şöyle özetlenebilir: Bu ailelerde çocukların davranışını yeterli biçimde gözleme ve denetlemede yetersizlik söz konusudur. Bazı suçlu çocukların evleri ise “belli kurallardan” yoksundur, çocuklar kendilerinden neler beklendiğini açıkça bilememektedir. Davranış bozukluğu gösteren çocuklar, ana babalarını “kural koymaya yeterli olmayan insanlar” olarak algılamışlardır.


3). Dengesiz Kararsız Tutum: Bu tutum anne-baba arasındaki görüş ayrılığı şeklinde ortaya çıkabileceği gibi anne veya babanın şahsında yaşanan değişken davranış biçimi olarak da görünebilir. Bu tutum aşırı hoşgörü ile sert cezalandırma arasında gidip gelme biçiminde görülür. Disiplin vardır ama ne zaman nerede uygulanacağı belli değildir. Bu nedenle çocuk davranışlarının sonunda neler olacağını bilemez. Bu tutum içinde olan anne babalar çocuğun bir gün önce görmezden geldikleri bir davranışını ertesi gün azarlar ya da cezalandırırlar, bunun nedeni de büyük olasılıkla o zamanki ruhsal durumlarıdır. Dolayısıyla çocuk davranışının doğru ya da yanlış oluşuna değil, “ne zaman yaparsam ceza alırım” diye düşünür. Anne babasının değişik davranış kalıplarına sahip olması, çocukların da bilerek ya da bilmeyerek bu kalıpları benimsemelerine yol açmaktadır. Bu tarz içinde yetişen çocukların kendilerine güvenleri yoktur. Kararsız çekingen olabilecekleri gibi başkaldıran, asi davranışlar da sergileyebilirler. Anne babasının değişik davranış kalıplarına sahip olması, çocukların da bilerek ya da bilmeyerek bu kalıpları benimsemelerine yol açmaktadır. Bu tarz içinde yetişen çocukların kendilerine güvenleri yoktur.

Karasız çekingen olabilecekleri gibi başkaldıran, asi davranışlar da sergileyebilirler. Anne babanın, çocuğun yanında, “çocuk konusunda” birbirlerini eleştirmeleri, birinin olumlu yaklaşımına diğerinin olumsuz tutumu ya da taraflardan birinin çocuk kayırması, çok sıklıkla rastlanan terbiye yanlışlarındandır. Bir diğer yanlış ve kararsızlık örneği, anne veya babanın şahsında yaşanır. Böyle bir durumda çocuğa sözünü dinletmek için çaba sarf eden annenin, bir isteğini yaptırmak üzere, önce yumuşak tonda konuştuğu, ardından sesini yükselttiği, çocuğun istediğini hala yerine getirememesi halinde dövdüğü, ardından da diz çöküp özür dilediği görülür.
Disiplinde tutarlılık çocukların neyi yapıp neyi yapamayacaklarını öğrenmelerine yardım eder ve böylece daha az engellenme daha az incinme duygusu yaşanır. Anne babalar hangi davranışların kabul edilebilir ve kabul edilemez olduğu konusunda aralarında anlaşmış olmaları çocuğun toplumsallaşma çabalarına katkıda bulunabilirler.


4). Aşırı Koruyucu Tutum: Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Çocuğun yaşamı boyunca sürebilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermez. Anne babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler. Bebekleştirme aşırı korumacı yaklaşımın tipik özelliğidir. 8-9 yaşlarına geldiği halde yemeğini annesinin yedirmesini bekleyen, 11-12 yaşlarında ana-babasıyla aynı yatağı paylaşan, hatta annesi tarafından yıkanan çocuk örneklerimiz vardır. Böyle bir ortamda annenin çocukla iç içe geçmiş beraberliği, çocukta bir anne bağımlılığının oluşumuna neden olabilir. Büyümesine izin verilmeyen bu aşırı koruyucu ortamda, çocuğun “toplumsal gelişimi” engellenmiş olur. Bu da onun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkileyebilir ve arkadaşları tarafından dışlanmasına neden olabilir. Gözlemlerimiz aşırı korumacı annenin evliliğinde bulamadığı doyumu, çocuklarıyla olan ilişkilerinde aramakta olduğunu göstermektedir. Bu gereksiz ve sağlıksız özverinin faturası, ilerideki yıllarda annenin yüksek beklenti içine girmesiyle, yine çocuğa kesilmektedir.


Sonuç olarak aşırı koruma:


1).Çocuğun kişiliğini geliştirmez; bağımlı, talepkar, ürkek, inatçı, istediğini tutturan, mantıksız kavgalar çıkaran, çabuk mutsuz olan bir çocuk ve ileride benzer niteliklere sahip bir yetişkin olur.


2).Anne/babayı ebeveyn rolünün dışına çıkarmaz; birer yetişkin olarak yaşayabilecekleri günlük hayatlarına karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, anne/baba kendi insanca öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar.


5). İlgisiz Kayıtsız Tutum: İlgisiz ve kayıtsız tutum, ana babanın, çocuğu yalnız bırakmagörmezlikten gelme şeklinde dışlaması anlamına gelir. Duygusal istismara yol açan böyle bir ortamda anne-baba-çocuk üçgeni arasında iletişim kopukluğu gözlenir.

Ana-babanın ilgisizliği ile çocuğun öğretmenine, arkadaşlarına ve yakın çevresindeki eşyalara verdiği zarar ve suçluluk davranışı arasında yakın bir ilişki bulunmuştur. Bu konuda yapılan araştırma bulgularına göre, ilgisiz ve kayıtsız ana baba tutumu çocuğun saldırganlık eğilimini güçlendirmektedir.


Bu aile tutumunda anne baba çocuğuna karşı ilgisizdir. Çocuğun temel ihtiyaçlarını aksatarak, ona düşmanca duygular besler. İlgisiz anne babalar çocuklarına hiçbir kural koymazlar, çocukların başarılarını dikkate almazlar, hatalarını ise durmadan yüzüne vururlar. Bu ebeveynler çoğunlukla çocuklarıyla ilgilenmiyorlardır. Ya da kendi yaşantıları öyle stres doludur ki çocuklarına yardımcı olmak için gereken enerji ve güce sahip değildirler.

Bu tutum içinde yetişen çocuk her zaman başkalarının gözünde başarısız olduğunu düşünür. Sevgi nedir bilmeyen çocuk başkalarını da sevmekte güçlük çeker, bu tutum çocuklarda yardım duygusundan uzak sinirliduygusal kırıklıkları olan, başkalarına karşı devamlı koruma zorunluluğu olan, özellikle kendinden küçük ve zayıf olanlara karşı olumsuz duygulara sahip ve öz saygısı azlığı gibi durumlara yol açabilir. Ebeveyn hem ilgisiz hem ihmalci ise, çocukta çok fazla saldırgan tutumlar oluşabilir.


6). Demokratik Tutum (Güven verici, hoşgörülü tutum): Bu tür ebeveyn yaklaşımında, ana-baba çocuklarını destekler ama bunun yanında sınırlarını koymasını da ihmal etmez ve onların hareketlerini kontrol eder. Ebeveyn ile çocuk arasında sözel iletişim kanalları açıktır. İstek ve görüşlerini açık ve anlaşılır bir şekilde dile getiren ebeveyn, çocukla sıcak bir iletişim içindedir. Çocuğuyla birebir ilişki içindeyken ona karşı ilgilidir ve ona aktif dinleme uygular. Böyle bir ana baba yaklaşımı, çocuğa başarılı bir sosyal gelişim için gerekli olan ortamı hazırlamış olur. Yetkili ana baba tavrı, düzen sağlayıcı denetimi ve sevgiyle birlikte özerkliği de içermesiyle, iki tezat yaklaşım olan denetim ve sevgiyi bir arada barındırmaktadır. Demokratik aile tutumunda, çocukların uyulması gereken kurallar ve standartlara uymalarına yardım edilir.

Ana babalar çocukların, çocuklar ana babaların görüşlerine değer verirler. Haklar karşılıklı olma temeline dayandırılır. Sorumluluk bilinci yanında çocuğun bağımsız bir kişilik geliştirmesi desteklenir. Demokratik aileler, hoş görülügüven verici ve destekleyici bir tutum içinde, çocuğun da kabul edeceği mantıklı bir denetime başvururlar. Kesin sınırlamalar yerine, çocuğa söz ve tercih hakkı veren seçenekler sunar ve bu anlayış doğrultusunda isteklerde bulunurlar. Kendilerinden neler beklendiğini bilmeyen çocuklar ise, davranma konusunda kendilerini çaresiz ve başarısız hissederler. Çocuğunuzun hatalarını düzeltirken onları reddetme veya aşağılama yolunu seçtiğiniz takdirde, çocuğunuz kendini yeni bilgilere kapatacak veya davranışını düzeltmeye istekli olmayacaktır.

Hataları düzeltirken, özgüven dilini kullanmanız, çocuklarınızı hataları konusunda aydınlatırken, kendilerini kötü bir insan olarak hissetmeden, davranışlarını değiştirmeye yöneltir.


Hatalarının düzeltilmesinde kullanılan dil, çocukları övdüğünüzde kullanılan dile büyük benzerlik gösterir.

NOT: “Farklı Anne Baba Tutumlarının Okul Öncesi Çağındaki Çocukların Özgüven Duygusunun Gelişimine Etkisi” Konulu Yüksek Lisans Tez Araştırması derlemesidir.


KÜÇÜK MELEKLER ANAOKULU MÜDÜRÜ
Tuğçe YORULMAZLAR

Makaleler